Yorgun Gelin Hastalığı

YORGUN GELİN HASTALIĞI (Haşimato hastalığı)

Anadolu’da “Yorgun gelin hastalığı” veya “Tembel gelin hastalığı” diye adlandırılan haşimato hastalığının en önde gelen belirtileri halsizlik, bitkinlik, çabuk yorulma, unutkanlık, uyuklama hali, az yemek yemeye rağmen kilo alma şikayetleridir. Haşimato hastalığı olduğu halde hastalığı anlaşılamayan gelinler bu belirtilerle tembel gelin veya yorgun gelin olarak yaftalanıp evliliklerinde ciddi sorunlar yaşamakta, hastalığının teşhisi konulamadığı ve kendilerini ifade edemedikleri için tartışmaların ortasında kalmakta, hatta evliliklerinden bile olabilmektedirler. Bu durum Haşimato hastalığına Anadolu’da yorgun gelin hastalığı veya tembel gelin hastalığı gibi isimler verilmesine neden olmuştur.

Görülme Sıklığı: Son yıllarda adını daha sık duymaya başladığımız Haşimato hastalığı, çoğunlukla kadınlarda görülen bir hastalıktır. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık oranındadır. Kadınlarda erkeklere göre 10-15 kat daha fazla görülmektedir. En sık 30-35 yaşların da görülür. İyot yönünden daha zengin olan bölgelerde görülme sıklığı biraz daha fazladır. Yani iyot eksikliği ile ilgili değildir. Genetik geçiş eğilimi söz konusu olduğundan, ailesinde Haşimato hastalığı olanlarda görülme sıklığı artmaktadır.

Hastalığın oluşum mekanizması: Haşimato hastalığı (kronik otoimmün tiroidit, Haşimato tiroiditi) vücudun bağışıklık sisteminin bozulması sonucu ortaya çıkan bir tiroid hastalığıdır. 1912 yılında Hakaru Hashimoto adlı bir Japon doktor tarafından tanımlanmış ve onun adıyla anılmaktadır. Bu hastalıkta bağışıklık sistemindeki bozukluk nedeniyle vücut kendi tiroid dokusunu yabancı doku olarak algılayıp onları yok etmek için mücadeleye başlar. Lenfositler tiroid hücrelerini istila eder. Lenfosit istilasıyla oluşan anti TPO antikoru ve antiTG antikoru, tiroid hücrelerine bağlanarak tiroid hücrelerinin harabiyetine neden olur. Hücrelerin uğradığı hasar oranına göre kalıcı tiroid hormon eksikliği (hipotiroidi) gelişebilir.

Hashimoto hastalığının erken döneminde parçalanan tiroid hücrelerinden açığa çıkan tiroid hormonları nedeniyle kan tiroid hormon seviyeleri bir miktar yükselebilir ve geçici bir hipertiroidi tablosu gelişebilir. Daha sonra tiroid bezi hücreleri yavaş yavaş devam eden hasar nedeniyle fonksiyon kaybına uğrayarak hormon salgılayamaz hale gelir. Sonuç olarak hipotiroidi” ortaya çıkar. Hipotiroidi nedeniyle metabolizmanın yavaşlamasına bağlı olarak hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Hastalığın Belirtileri: Halsizlik, uyuklama hali, unutkanlık, isteksizlik, depresif ruh hali, çabuk yorulma, iştahsızlığa ve az yemeğe rağmen kilo alma, soğuğa tahammülsüzlük, ses kalınlaşması, kabızlık, kas ve eklem ağrıları, kalp atımında yavaşlama,el ve ayaklarda uyuşmalar, cildin kuruması, saç dökülmesi, adet düzensizliği, gibi oldukça zengin ve çeşitlidir. Fakat Haşimato hastalığının ilk zamanlarında bu belirtilerin hepsi görülmez. Çoğu kez hastalar yalnızca halsizlik ve isteksizlikten yakınır. Hastalık yavaş ve uzun sürede ilerlediği için ve bu belirtiler başka hastalıklarda da görüldüğü için, tanısı kolay konulamayabilir. Hastalığın en önemli özelliği ilerleyici bir şekilde yaşam kalitesini düşürmesidir.

  

Nasıl Tanı Konulur?

Özellikle ailesinde tiroit hastalığı olan kadınların uzun süren yorgunluk, halsizlik durumlarında ve kilo verememe ve sürekli depresif halde olma durumlarında doktora başvurmaları önerilir. Bütün belirtilerin bir arada olduğu hastalarda tanı daha kolay konulabilir. Ayrıca düzenli sağlık kontrolü ve Check-up yaptıran hastalarda hastalık daha erken tanınabilmektedir. Tarama amaçlı yapılan hormon tetkiklerinde hipotiroidi belirlenmesi ile kuşku duyulup araştırılır ve tanı konulur. Tahlillerde T3 ve T4 hormon seviyeleri düşük, TSH seviyesi yüksek bulunur. Anti TPO hastaların %85’inde yüksektir.

Haşimato hastalığında tedavi: Hastanın tiroid hormonları (T3, T4) normal ise tiroit hormon tedavisine (Levotiroksin) gerek yoktur. T3 ve T4 seviyeleri düşük, TSH seviyesi yüksek olan hastalarda, tiroid hormon tedavisi başlanır. Verilecek levotiroksin dozu TSH seviyesini normal sınırlarda tutmak için gerekli olan dozdur. Bu doz sabahları aç karnına alınmalıdır.

Prof.Dr.Ömer Bender

Genel Cerrahi Uzmanı

Meme ve Endokrin Cerrahisi